BU ÇOCUK NE YAPIYOR?



ÜNLÜ SANATÇILARIMIZ BU FOTOĞRAFLAR HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORLAR?

Ünlü sanatçılarımızın affına sığınarak, bu konuda onlarla hayali görüşmeler yaptım. İlk konuğum sayın; Bülent Ersoy oldu.
- Bülent Hanım, bu fotoğraflar hakkında ne düşünüyorsunuz efendim?
- Ne kadar da güzel. Fevkaladenin fevkinin de fevkinde ayol. Kim çekti bu fotoğrafları?
Bülent Hanım böyle sorunca, biraz düşündüm. Fotoğrafları bizim Emre Hoca'nın çektiğini biliyorum, ama onun dünyanın en ünlü fotoğrafçısı olmasını engellemek için, haince sırıtarak şöyle dedim:
- Bilmiyorum.
Bülent Hanım da:

Bu akşam gün batarken gel,
Sakın geç kalma, erken gel.
Tahammül kalmadı artık,
Sakın geç kalma, erken gel.

Cefa etme bana mahım,
Sonra tutar seni ahım.
Üzme beni şivekarım,
Sakın geç kalma erken gel.

şarkısını söyleye söyleye gitti.

İkinci konuğum sayın; Kahtalı Mıçı oldu.
- Bu fotorağlar hakkında ne düşünüyorsunuz efendim?
- Abooovvv!.. Ne güzel fotograf la bunlar. La babo, biz de bir olta alah, ucuna yemi takah, denize atah, balık tutah.
Böyle dedikten sonra, Kahtalı Mıçı da:

Bir taş attım pencereye tık dedi
Anası çıktı, kızım evde yok dedi vay vay
İnanmazsan gel yukarı bak dedi

Armutu dalda kız balkonda sallanır vay vay
Şeker yemiş dudakları ballanır vay vay

Atalım mı arap kızı atalım mı vay vay
Senin için onbeş sene yatalım mı vay vay
Rakıyı da şaraba katalım mı vay vay

Demirciler demir döğer ocakta
Şimdiki kızlar ne hoş olur kucakta vay vay
Öpüşürken yemek yandı ocakta

Armutu dalda kız balkonda sallanır vay vay
Şeker yemiş dudakları ballanır vay vay

Atalım mı arap kızı atalım mı vay vay
Senin için onbeş sene yatalım mı vay vay
Rakıyı da şaraba katalım mı vay vay

Demirciler demir döğer tunç olur
Altın yüzük parmağıma güç olur vay vay
Sevip sevip ayrılması geç olur

Armutu dalda kız balkonda sallanır vay vay
Şeker yemiş dudakları ballanır vay vay

Atalım mı arap kızı atalım mı vay vay
Senin için onbeş sene yatalım mı vay vay
Rakıyı da şaraba katalım mı vay vay

türküsünü söyleye söyleye, olta almaya gitti.

Üçüncü konuğum sayın; İsmail Türüt oldu.
- Bu fotoğraflar hakkında ne düşünüyorsunuz efendim?
- Zeki Bey, şimdi tüşünmek lazım. Ha pu çocuk puraya niye çıkayi? Niye denüze olta atmayi de, niye kara kara düşüniy? Pu çocuğun pir derdü olmasa pöyle tüşünmez uşağım. Pen paluk tutmak istedüğüm zaman; yemi takayrum, oltayi atayrum, paluğu tutayrum.
Böyle dedikten sonra İsmail Türüt de:

Dumanlı derelere,
Seni vermem ellere.
Sana dargın değilim,
Dargınım senelere.

Yeter güzelim yeter,
İki iki dört eder.
Bırak yakamı bırak,
Anan beni del'eder.

Duman dağa iz eder,
Derelere az eder.
Sevdalı sevdasına,
Cilve eder, naz eder.

Yeter güzelim yeter,
İki iki dört eder.
Bırak yakamı bırak,
Anan beni del'eder.

Duman dağın üstüne,
Gittikçe azlaniyi.
Babası benden yana,
Anası nazlaniyi.

Yeter güzelim yeter,
İki iki dört eder.
Bırak yakamı bırak,
Anan beni del'eder.

Duman dağın üstüne,
Bulutlan yarışıyi.
Sevdim seni güzelim,
Eller ne karışıyi?

Yeter güzelim yeter,
İki iki dört eder.
Bırak yakamı bırak,
Anan beni del'eder.

türküsünü söyleye söyleye gitti.

Dördüncü konuğum, Alaturka Popstar Yarışması'ndada jürü üyeliği yapan ünlü sözçatarımız sayın; Armağan Çağlayan oldu.
- Armağan Bey, hoş geldiniz efendim.
- Hoş bulduk.
- Bu fotoğraflar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Armağan Bey fotoğrafları iyice inceledikten sonra, düşüncelerini sıralamaya başladı:
- Fotoğraflar güzel olmasına güzel de, fotoğraflara konu olan çocuk dikkatimi çekti. Bir kere çocuğun giydiği gömlek, pantolona uymamış. Çocuğun ellerini cebine sokması da bence bir hatadır. Oltayı yere atması da hiç iyi olmamış; ha oltayı yere atmışsın, ha mikrofonu yere atmışsın. Bu çocuk, Alaturka Popstar yarışması'nda olsa hemen elenirdi.
- Fakat Armağan Bey, biz Alaturka Popstar Yarışması'nda değiliz ki. Sadece bir çocuğun fotoğraflarını inceliyoruz.
Benim böyle söylemem üzerine, ünlü sanatçımız Armağan Çağlayan, "Hadi be sen de!.." diyerek gitti.

Gemlik'te deniz kenarına oturdum, "Beşinci hayali konuğum kim olsun?" diye, düşünmeye başladım. Biraz sonra bazı sesler duydum. Bir de baktım ki; koskoca bir magazin ordusu kara yağız bir delikanlının etrafını sarmış, devamlı sorular soruyorlardı. Kendi kendime şöyle dedim:
- Yahu bu bizim İbrahim Tatlıses değil mi?
Kendi sorumu, yine kendim yanıtladım:
- He valla o.
Meşhur olmak ne kadar da zormuş yahu. Baksana gazeteciler adama nefes dahi aldırmıyor. Ben de İbrahim Tatlıses'i zor durumda bıraktıracak göz var mı? Hemen ayağa kalktım, kalabalığın olduğu tarafa gittim. Koskoca magazin basınının karşısına dikildim ve Jackie Chan gibi Kung Fu hareketleri yapmaya başladım. Televizyondan da tanıdığım gazeteci sayın; Şenay Düdek sordu:
- Kim bu manyak?
Öbür gazeteciler cevap verdi:
- Valla biz de bilmiyoruz abla!..
Ben de hayatımın en büyük blöfünü yaparak magazin basınını kibarca tehdit ettim:
- Sayın basın mensupları!.. Sizleri uyarıyorum: Lütfen İmparatoru rahat bırakın!.. Yoksa sonuçlarına katlanırsınız!..
Basın mensupları "Ne diyor lan bu?" deyip, üzerime yürüselerdi, tabana kuvvet kaçacaktım ama, neyse ki blöfümü yutup, çil yavrusu gibi dağıldılar. Ben de bu fırsattan yararlanarak, elimdeki fotoğraflarla ünlü türkücümüz sayın; İbrahim Tatlıses'e yaklaştım:
- Hoş geldiniz İbrahim Bey.
- Hoş bulduk gardaşım, nasısan, eyi misen?
- Sağolun İbrahim Bey, siz nasılsınız?
- Sağolasın gardaşım, gördügün gibi basın mensuplarıyla didişip duruyoruz işte.
- İbrahim Bey, bu fotoğraflar hakkında ne düşünüyorsunuz efendim?
- Ne kadar güzel fotograf la bunlar, nerden buldun bunları?
Fotoğrafları bizim Emre Hoca çekmişti ama, Emre Hoca'ya gıcıklık olsun diye, şöyle cevap verdim:
- Ben çektim efendim.
- La bu fotografları yeni kasetimde kullanalım lo.
"Eyvah, şimdi tarağa yan bastık işte!.." diye düşündüm. İzin versem, yalanım meydana çıkacak, bizim Emre Hoca da dünyanın en meşhur fotoğrafçısı olacak. Bunu engellemek için şöyle dedim:
- İzin veremem efendim.
Ünlü türkücümüz İbrahim Tatlıses hâlâ fotoğraflara bakıyordu. Fotoğraftaki çocuğun ellerini cebine sokup, kara kara düşünmesi onu çok etkilemişti. Gözleri dolu dolu oldu. Ağlayacak gibiydi ve şu yorumu yaptı:
- Valla Zeki gardaş, beni ta yüregimden vurdun la. İşte Türkiye'nin ekonamik ve sosyal gerçegi; kimbilir bu delikanlımız hangi okulu bitirdi de iş bulamadı? Cebinde parası yok garibimin, kara kara düşünüyor işte.
- Peki İbrahim Bey, deniz ve balık hakkında ne düşünüyorsunuz efendim?
- La oglum, Harran Ovası'nda deniz vardı da; biz mi olta atmadık, biz mi balık tutmadık?
- İbrahim Bey, sizin için "Siyasete giriyor" dediler, doğru mu efendim?
- He valla, Urfa'dan bagımsız milletvekili adayı olmayı düşinim. Zeki gardaş, oyunu bana vereceksan degil mi?
- Fakat İbrahim Bey, ben oyumu Gemlik'te kullanıyorum.
Ben böyle söyleyince, İbrahim Bey kızdı ve en meşhur sözünü söyledi:
- De git la işine, Allah cezanı verecak!..
O kadar içten, o kadar sade konuşuyordu ki, sayın İbrahim Tatlıses'e kızmak ne kelime, daha da hayran oldum. Bir türkü okumasını istesem, acaba okur muydu?
- İbrahim bey, benim için bir türkü okur musunuz?
- Ne sölim?
- Mavi maviyi istiyorum efendim.
Sayın; İbrahim Tatlıses beni kırmadı ve okumaya başladı:

Yıllardır bir özlemdi,
Yanıp durdu bağrımda.
Tam ümidi kesmişken,
Onu gördüm karşımda.

Mavi mavi masmavi,
Gözleri boncuk mavi.
Bir gördüm aşık oldum,
Bu gelen kimin yari?

Hayat denen bu yolda,
Yürürken adım adım.
Mutluluğu ararken,
Birden ona rastladım.

Mavi mavi masmavi,
Gözleri boncuk mavi.
Bir gördüm aşık oldum,
Bu gelen kimin yari?

Bir şiir yazmayı tasarlarken, düşünceye dalmıştım. O sırada arkamdan usulca yaklaşan biri, elleriyle gözlerimi kapattı ve sordu:
- Bil bakalım ben kimim?
Oldum olası el şakasını hiç sevmem. Gıcıklık olsun diye şöyle cevap verdim:
- Sharon Stone!..
- Bilemedin, hah hah hah hay!..
- Jodie Foster!..
- Bilemedin, hah hah hah hay!..
- Sarah Jessica Parker!..
Benim abuk sabuk yanıtlar vermem, onun moralini biraz bozmuştu:
- Vay sapık herif vay!.. Hep güzel kadınların adlarını söylüyorsun!..
Böyle dedikten sonra, ellerini gözlerimden çekti ve karşıma geçti:
- Lan oğlum beni tanımadın mı? Ben Mehmet Ali teyzen!..
Hakikaten de ünlü şovmenimiz sayın; Mehmet Ali Erbil karşımda duruyordu. "Hoş geldiniz Mehmet Ali Bey" diye elimi uzattım.O da elini uzatır gibi yaparak, birden geri çekti ve saz çalma taklidi yaptı. Bir de yaptığı hareketle öğünmez mi?
- Nasıl işlettim seni, gördün mü? Hah hah hah hay!..
- Böyle olmuyor ama Mehmet Ali Bey.
- Abuzittin mi?
- Hıı!..
- Yine işlettim seni, hah hah hah hay!..
Yahu kardeşim bu ne iştir? Bana konuşma fırsatı vermiyor ki. Mehmet Ali Bey'in dili dursa, eli durmuyor. Bu sefer de elini makas gibi yaparak beni gıdıklamaya başladı:
- Gıdık gıdık!..
- Hıı!..
- Hah hah hah hay!..
Ben de kendimi garantiye almak için, sorularımı iki metre uzaktan sormaya başladım:
- Mehmet Ali Bey, sizin hiçbir derdiniz, tasanız yok mu? Siz hep böyle güler misiniz?
- Lan oğlum, benim işim bu. İçim kan ağlasa da, milleti güldürmek zorundayım.
Gözleri dolu dolu olmuştu. Gözlerini sildikten sonra, çıkarmış olduğu gözlüğünü yeniden taktı. El şakası, dil şakası durmuştu artık. Ben de bundan yararlanarak, iki metrelik mesafeyi boş verip, yanına iyice yaklaştım ve fotoğrafları eline tutuşturdum. Sayın; Mehmet Ali Erbil de gözlüğünü çıkarıp, camlarını sildikten sonra tekrar taktı ve fotoğrafları incelemeye başladı. Ellerini cebine sokan çocuğun fotoğrafını görünce, birden bağırdı:
- Anaaa!.. Bu ne lan?
Onun ansızın bağırmasıyla ben de şaşırmıştım:
- Ne oldu Mehmet Ali Bey?
- Lan oğlum, bu çocuk iki tane balık tutmuş!..
- Eee?
- Oltayı yere bırakmış!..
- Eee?
- Kimse görmesin diye, her balığı bir cebine koymuş!..
- Peki, elleri niye cebinde o zaman?
- Lan oğlum, anlamadın mı? Balıklar canlı. O da balıklar kaçmasın diye; ellerini cebine sokmuş, balıkları tutuyor!..
- Tüh be, bunu hiç düşünememiştim!..
- Nerde oğlum sende öyle kafa? Bak sana bir fıkra anlatayım. Senin "Zekice" dandik fıkralara hiç benzemiyor.
- Anlat bakalım.
- Adamın biri, denize olta atmış, ne çıkmış biliyor musun?
- Ne çıkmış?
- Bir adet ayakkabı çıkmış!.. Hah hah hah hay!..
- Vay be!.. Hah hah hah hay!..

Zeki Çalar

4 Haziran 2007

Fotorağları çeken: Emre Gümüşdoğan

Hiç yorum yok:

Burda yorum yazacaksan, edip ol edebinle yaz,
Bir korkak gibi gizlenme, adınla soyadınla yaz.

Zeki Çalar


POPÜLER YAYINLAR


DOST SİTELER

Gitmek istediğiniz sitenin logosuna tıklayınız.











EMEĞE SAYGI

Bu site için harcadığım emeği saygı duymak istiyorsanız, bu sitede verilen bilgileri kendi sitelerinizde kullanırken
adresini kaynak gösteriniz.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı